Kurtalan Express
Kurtalan Ekspres, Anadolu Rock’ın kurucularından Barış Manço’nun 1973 yılında kurduğu ve vefatına kadar birlikte çalıştığı grubudur.
Kurtalan Ekspres 1973’ten bu yana çeşitli kişilerde değişmiştir. Başlangıçta Murat Ses, Ahmet Güvenç, Celal Güven, Ömür Gidel ile başlayan grup 80’lerden itibaren Bahadır Akkuzu’nun katılımıyla devam etti. Manço’nun vefatından sonra grubu Cem Karaca devraldı. Kurtalan Ekspres, sahnelerde olduğu kadar, Manço’nun sunduğu TV programlarında da yer aldı.
Kurtalan Ekspres Türkiye’de bugüne kadar kurulmuş en sağlam gruplardan birisi...Yıllarca Barış Manço’nun orkestralığını yürütmüş olan bu grup Barış Manço’nun vefat etmesi üzerine Cem Karaca’yla çalışmaya başladır...
Barış Manço vefat etmeden önceki dönemde çıkan kaset yapma fikri Barış Manço’nun vefatı nedeniyle ertelendi...En sonunda 2003 Yılında 3552 Adıyla kasetlerini piyasaya sürdüler.Fakat Mor Elbisen dışındaki hiç bir şarkısı beklenen ilgiyi görmedi...
GRUP ELEMANLARI
Ahmet GÜVENÇ:
Grubun Bassgitaristi...Şimdiye kadar Yeraltı Dörtlüsü,Barış Manço,Cem Karaca ve Erkin Koray başta olmak üzere sayısız müzisyenle tanıştı.Berklee Jazz Akademisi Mezunu... Gülpembenin bestecisi
Eser TAŞKIRAN:
Barış Manço’nun eski öğrencisi.Grubun Klavyecisi.Kendisini kardeşi Meltem Taşkıranla kurduğu Egoist grubundanda tanıyoruz.Bir çok kişiye göre piyasa içinde bulunan en sağlam klavyeci...
Bahadır AKKUZU:
Grubun Gitarist ve şu andaki Vokali...Kurtalan Eksprese 80li yıllarda katıldı.Dönence'nin bestecisİ
Cihangir AKKUZU:
Grubun Davulcusu.Bahadır Akkuzu’nun kardeşi.
Albümdeki parçaların sözleride 2 parça hariçinde egoist"tin vokal"inde bulunan meltem taşkırana aittir...
Türk rock müziğine verilen 30 dan fazla yil... Barış Manço'nun bize emaneti olarakda hissettiğimiz Kurtalan Ekspres gerçekten çok ender bir grup...
Kurtalan Express, makinisti Barış Manço'yu anlatıyor
Bahadır Akkuzu:
Halk Barış Mançoyu nasıl tanıyorsa bizde onu öyle tanıyorduk. Olduğu gibi kendini gösteren bir insandı.
Ahmet Güvenç:
Barış çok karizmatik bir insandı. Büyük bir performansla halkın arasında olmayı başarıyordu. Burası Türkiye. Burada böyle olması bence çok normal. Düşünün ki, bunun aynısını Japonya'da yapabildi. Çok kısa zamanda Japonyada japoncasını toparlayıp, insanlarla diyalog kurdu. Biz konserleri çalarken inanamadık, çıkıp japonca konuşmasına. Birşey söylüyor, onlar gülüyordu. Birşey daha söylğyor, gene güldürüyordu. Barış'ın böyle bir yaklaşımı vardı insanlara ve o yaklaşımı sağlamak için kendinden hertürlü özveriyi herzaman verdi.
Eser Taşkıran:
Mançoloji albümüne sekiz ay önce başlamıştık. Ve bu sekiz ay içinde çeşitli sağlık sorunları yaşadı. Bir ameliyat geçirdi. Ameliyat sonrası hemen tekrar stüdyoya döndü. Daha dinlenmeden! Daha önce yaptığım prodüksüyonlarda, stüdyoda bulunduğum için biliyorum, normalde en iyi yorumcu bile günde bir veya iki şarkı söyleye bilir. O beş şarkı söylemek istiyordu. Bu 24 şarkılık albümünün 23 sözlü şarkısını 4 günde okudu. Arada takılıyordu: "Bakarsınız bir şey olur! Barış Ağabeyiniz ameliyat geçirdi!" diyordu.
Bahadır Akkuzu:
Konuşması zaten hızlı idi. Beyni çok hızlı çalışırdı. Konuşması bile beynine yetişemiyordu. Dolayısı ile böyle bir insanın hayata vereceği çok şey vardır. Yabi hep çokların üstündeydi ve dolayısı ile hızlı konuşmak zorundaydı. Yani ortak paydada bir "çok" vardı. O çoku yapmak zorundaydı; çok yaptı ve bıraktıkları da çok aslında. Barışa, sevgiye, dostluğa yönelte bilecek o kadar çok mesajlar bıraktı ki, son mesajını bile, kendi adında olduğu gibi, büyük süprizler yaparak bıraktı. Çok hızlıydı. Yapması gereken çok şey vardı ve hiç bitmezdi. Zaten Barış Manço 150 yaşına kadar da gelseydi, erken gitti diyecektik, netice de çünkü yapacağı projeleri mutlaka olacaktı.
Ahmet Güvenç:
Barış Manço çocukları büyüklerden ayırmazdı. Barış'ın çocuklara yaklaşımı ile ilgili bir anımı anlatacam. Geçen günden beri kafama takıldı. Çocuklar şarkı söylerken, biliyorsunuz, biz arkada çalıyorduk. Bu da benim pek hoşuma gitmiyodu. Bir gün bunu Barış'ınan... "İşte Barış, çalmasak?" falan felan dedim. Bana olayı şöyle izzah etti:
"Ahmet", dedi, "düşün!" dedi. "Biz çocuklara öyle değer veriyoruz ki, onlar şarkı söylerken, Ahmet ağabeyleri, Bahadır ağabeyleri onların arkasında çalıyorlar. "Biz çocuklara bu değeri veriyoruz." dedi. Ve onu ı güne kadar hiç öyle düşünmemiştim. Bir daha başka türlü düşünemedim.







